Frankfurt’ta bal üretip, Almanlara satıyor
Almanya’da yaşayan Malatyalı Mustafa Tatar malulen emekli olunca arıcılığa yöneldi. Türkiye’den getirdiği kitaplarla bal üretmeyi öğrenen kanser hastası vatandaşımız herkese örnek olacak bir gayretle hayata tutundu.
Bolu Olay okurlarına Almanya’daki birinci ve ikinci kuşak Türklerin yaşamıyla ilgili bir tablo sunabilmesi amacıyla böyle bir röportaj hazırladık. İşte Almanya’daki Türklerin yeni yaşamı.
Röportaj:Seyfi Alp
30 Ekim 1961’de Almanya ile Türkiye arasında imzalanan Ankara Anlaşması ile başlayan, “Almanya’ya göç”ün ardından 48. yıl geçti. İki sene sonra Almanya’daki Türklerin bu ülkeye misafir işçi olarak gelişi yarım asrı (50.yıl) dolduracak.
Almanya’da 1961 sonrası her on yılda bir Türk toplumu önemli değişimler yaşadı. 1970 başında gelenler fabrika işçiliğine yöneldi. 1980’li yıllarda gelenlerin bir bölümü Türkiye’deki askeri darbeden kaçanlardı. 1990 sonrası eğitim amacıyla gelen Türk sayısı oldukça fazlaydı. 2000’li yıllardan buyana Almanya’daki Türk toplumu daha da hızlı kabuk değiştiriyor.
İyisi ve kötüsüyle, acısı ve tatlısıyla geride kalan yıllar yeni bir gurubu ortaya çıkardı:”Emekliler.”. Birinci ve ikinci kuşağa mensup Türk kökenli emekliler şu günlerde Almanya’da mı kalsın, Türkiye’ye mi gitsin? karar veremiyor.
Türkiye’ye gidip orada uzun süre yaşamak isteyenler, Almanya’da kalan çocuklarını özlüyor. Hatta torun hasreti daha ağır basıyor. Almanya’da emekliliğini yaşamak isteyenler ise rahat değil. Ekonomik sıkıntı yanında zaman geçirmede de zorlanıyorlar.
Bu röportajımızda Almanya’da erken emekli olmuş bir vatandaşımızın sağlığını koruma ve topluma faydalı olma çabasını göreceksiniz.
1944 doğumlu Mustafa Tatar, 1977 yılında memleketi Malatya’dan Almanya’ya gelmiş. Şimdiki beş çocuğundan üçü Türkiye’de, ikisi ise Almanya’da doğmuş. “Beş hayırlı evlat yetiştirdim. Ne mutlu bana” diyebilecek kadar mutlu.
1999 yılında kanser teşhisi konulduktan sonra kendisini bağ bahçe işlerine veren 65 yaşındaki Mustafa Tatar, Frankfurt’ta baktığı arılarıyla bal üretip Almanlara satıyor. İşte Almanya’daki birinci ve ikinci kuşaktan olan vatandaşlarımızın örnek alabileceği bir başarı öyküsü:
-Frankfurt’ta bal üretmek nereden aklınıza geldi?
-1999 yılında bana kanser teşhisi konuldu. 2000 yılında da ameliyat oldum. Frankfurt’ta ameliyatımı yapan Alman doktor 6 ay sonra görüşürüz dedi. Meğer benim altı aylık ömrümün kaldığını ima etmiş. Ben 1990 yılında bahçeyi kiralamış idim. Altı ay sonra doktora gidince gözlerine inanamadı. Sağlığıma kavuşunca çocuklarım bana bahçe işlerine devam etmemi söyledi. Ben de bahçede arıcılık yapma kararı aldım. Bu konuda oğlum Özdilek’in desteği vardı. Çocuklarım beni motive etti. Hep yanımda oldular.
-Şuan kaç arınız var?
-Türkiye’dekilere göre büyük sayılabilecek 6 ayrı kovanım var. Ben başlangıçta 3 kovan almıştım. Kendim üretmeyi öğrendim. Diğer üç kovanı kendim oluşturdum. Burada bal üretmeye başladım. Petek balın kilosunu 15, süzme balın kilosunu ise 10 Euro’dan satıyorum. Kovan sayısını en kısa zamanda 10’na çıkaracağım. Almanya serin bir ülke olduğu için bir kovandan 35 kiloya kadar bal alınabiliyor. Türkiye’ye göre bu daha fazla bir miktar. Türkiye daha sıcak olunca arılar da tembelleşiyor bal konusunda. Bununla ilgili kurslara gidiyorum. Ayrıca Türkiye’den de arıcılık üzerine kitaplar getirttim. Bir okul öğrencisi gibi arıcılık üzerine ders çalışıyorum.
-Almanya’da arıcılık üzerine eğitim veren yerler var mı?
-Ben arıcılığı öğrenmede Almanların çok yardımını gördüm. Bizim burada bir derneğimiz var. Ayda bir defa toplanıyoruz. Bu işi 60 yıldır yapan Alman aileler var. Dernekte birbirimizle bilgi alış verişinde bulunuyoruz. Bal üretimi üzerine seminer ciddiyetinde toplantılar oluyor. Arının düşmanı Güve. Buna göre ilaçları var. Mesela 100 miligramlık bir ilacı eczaneden 35 Euro’ya alıyoruz. Ben aynı şeyi Almanya genelinde arıcılık yapan Türklerle de yapmak isterim. Bu işi öğrenmek isteyen olursa severek yardımcı olurum. Belki Almanya genelinde Türk Arıcılar Derneği bile kurulabilinir. Arıcılık bir tutku. Çok zevkli bir uğraş. Almanya’da bir kişi arıcılığı öğrenmek isterse her türlü imkan var.
-Arılarla ilgili bizimle paylaşabileceğiniz ilginç bilgiler var mı?
-Mesela yeni tıraş olunca arılara yaklaşmayacaksın. Ya da tıraş olduktan sonra losyon ya da parfüm kullanırsan hiç yaklaşmayacaksın. Çok rahatsız oluyorlar. Bir kovanda 30 bin arı var ise bunların on bini sadece su taşıyor. Diğer on bini sadece çiçek poleni taşıyor. Son on bini ise yuvaları dilleriyle ıslıyor. Müthiş bir iş bölümü var. Arılar ben evden çıkınca onlara doğru yol aldığımı antenleri ile biliyor. 5 kilometre uzaklığa kadar antenleri çalışıyor. Bir yerde çiçek bulan bir arı diğerlerine sinyal gönderiyor. Hepsi oraya toplanıyor. Bütün kovanı bir kraliçe yönetiyor. Kraliçe ölürse yenisini 25 Euro’ya satın alabiliyoruz. i
-Frankfurt’ta bağ bahçe işleri ile meşgul olmak hayatınızı nasıl değiştirdi?
-Ben yüzde yüz rahatsızlık nedeniyle erken emekli oldum. 19 yıldan buyana bağ bahçe işleri ile uğraşıyorum. Bahçemde bir ara 3 ayrı köpek besliyordum. Bunlardan biri kangal idi. Ancak belediye köpekleri gece saat 22.00’ye kadar bahçede bulundurabileceğimi, daha sonra eve götürmem gerektiğini söyledi. Mecburen elimden çıkardım. 19 yıldır bahçemde domates, biber yetiştiriyorum. Kavun karpuzum var. Türkiye’den getirdiğim şeftali, dut gibi ağaçlar var. Burası olmasa kahveye gideceğim. Kanseri bu bağ bahçe işleri ile yendim dersem abartmış olmam. Bir de arıcılık üzerine çok bilgi sahibi oldum. Bu başlı başına bir ilim. Bu öğrendiklerimi yakın çevreme anlatıyorum. Her öğrendiğim yeni şey beni şaşırtıyor.
-Almanya’daki Türkler isterse bağ bahçe işleri yapabilir mi? Bu zor değil mi?
-Dünyanın en kolay işi toprak ile uğraşmak. Almanya bunu teşvik ediyor. Alman komşular bu konuda yardımcı olur. Toprakla uğraşmak insanın stresini alır. Almanya’daki bütün belediyelerin kiralık ucuz bahçeleri var. Özellikle birinci ve ikinci kuşak zaten Türkiye’den biraz bu işleri bilir. Tek problem bu yönde istekli olmaları. Harekete geçmeleri. Bana göre Almanya’da yaşayıp da domates bibere para vermek israf. Her Türk kendine ait bahçede bunları yetiştirebilir. Elma armut bile yetişir buralarda. Ben yetiştiriyorum.
-Almanya’ya gelince ne tür işler yaptın?
-İlk olarak inşaat firmalarında çalışmaya başladım. Adı belli firmalardı. İnşaat işlerini öğrendim. Zor işlerdi. Daha sonra bir deri çanta firmasında çalıştım. Bu firmanın patronu ile şuan ailecek görüşüyoruz. Şuan kiraladığım bahçe de ona ait. Çocuklarımın eğitimine çok önem verdim. Mutlaka okumalarını istedim. En büyükleri kız. Üçü erkek, beş çocuğum var. Her biri diğerine destek oldu. Eşim ve beni üzmediler. Hayırlı evlatlar yetiştirdik diyebilirim.
-Almanya’da sizin kuşaktan olan Türklere neler tavsiye edersiniz?
-Almanya çok güzel bir ülke. Burada yaşlılık döneminde de güzel yaşanabilir. Ancak bu noktada bilinçli olmak şart. Bizim çocuklarımız artık buralı. Ben torunlarımı görmeden duramıyorum. Buralardan gidemeyiz. Kahvelerde kendilerini çürütmesinler. Her gün mutlaka yeşillik görsünler. Almanya’da bağ bahçe kiralamak fazla pahalı değil. Bu işlere yönelsinler.

















